Zamanın Sahipleri
Owners of the Time
by
Murat Uhrayoglu
© Copyright By: Murat Uhrayoğlu
~ 2011 ~
SMASHWORDS EDITION
* * * * *
PUBLISHED BY:
Murat Uhrayoglu on Smashwords
* * * * *
Zamanın Sahipleri
Owners of the Time
Copyright, 2011 by M. Uhrayoglu
ISBN: 978-1-4580-0532-8
İstanbul, 2011
Smashwords Edition License Notes
This ebook is licensed for your personal enjoyment only. This ebook may not be re-sold or given away to other people. If you would like to share this book with another person, please purchase an additional copy for each person you share it with. If you're reading this book and did not purchase it, or it was not purchased for your use only, then you should return to Smashwords.com and purchase your own copy. Thank you for respecting the author's work.
* * * * *
OKUYUCUYA NOT (NOTE TO THE READER):
“KUR’ÂN-I HAKÎM’de, KIYAMET’e ve AHİR ZAMAN’a bakan pek çok âyetin cifirsel hesaplamalarını ele aldığım, küçük bir kitapçık şeklinde fakat içeriği ve ele aldığı meseleleri gayet geniş olan bu önemli eserimde, ahirzamanda gerçekleşecek olan pek çok önemli dini meselelerden ve kıyamet alametlerinden kısa kısa özet parçalar halinde yalnız işaret etmek suretiyle bahsedeceğim. Detaylarına girmeyeceğim. Elbette ki, elde edilen bu cifirsel sonuçların kaynağı olan Kur’an bahri, burada kısaca ele aldığım ve bahsettiğimden çok daha fazlasını içerir ve buradaki yekûn, o bahrin ve okyanusun yalnızca küçücük bir damlası belki bir katresi hükmündedir..”
both of which are available on Smashwords.com
http://www.smashwords.com/profile/view/KIYAMETGERCEKLIGI
E-Posta (e-mail): muratukray@hotmail.com
İnternet Adresi (web site): http://www.kiyametgercekligi.com
* * * * *
Kitap hakkında
(About the Book)
KUR’ÂN-I HAKÎM’de, KIYAMET’e ve AHİR ZAMAN’a bakan pek çok âyetin cifirsel hesaplamalarını ele aldığım, küçük bir kitapçık şeklinde fakat içeriği ve ele aldığı meseleleri gayet geniş olan bu önemli eserimde, ahirzamanda gerçekleşecek olan pek çok önemli dini meselelerden ve kıyamet alametlerinden kısa kısa özet parçalar halinde yalnız işaret etmek suretiyle bahsedeceğim. Detaylarına girmeyeceğim. Elbette ki, elde edilen bu cifirsel sonuçların kaynağı olan Kur’an bahri, burada kısaca ele aldığım ve bahsettiğimden çok daha fazlasını içerir ve buradaki yekûn, o bahrin ve okyanusun yalnızca küçücük bir damlası belki bir katresi hükmündedir. Bununla birlikte, diğer Kıyamet Gerçekliği eserlerinin aksine, bu eserde sadece Arapça bir Kur’ân ile bir ebced hesabı tablosundan başka kaynak kullanılmayıp; elde edilen sonuçlar 33 PENCERE ve 33 HAKİKAT’ten meydana gelen toplam 66 MADDE halinde not edilmiştir. Ayrıca, Kur’ândaki bazı âyetlerde Kıyamet Gerçekliğine ve Müellifine yapılan işaretlerin bir kısmını da ele aldığım bu eserimde, içinde bulunduğumuz ahir zamanın önemi ve kıyamet konusu ana temayı oluşturarak, açıklamaları da verilen detaylı cifirsel hesaplamalar yardımıyla vurgulanmaya çalışıldı..
* * * * *
İçindekiler
(Table of Contents)
{Kıyamet ve Ahir zamanın üç sırrı}
{Fetih suresi 28. ayetin iki sırrı}
{Alak suresi 6 ve 19. ayetlerin iki sırrı}
{Duhan suresi 11. ayetin üç sırrı}
{Hud 112, En’am 164, İsra 15, Zümer 7, Necm 38 ve Fatır suresi 18. ayetlerin bir sırrı}
{Zümer, Ahkâf ve Câsiye sureleri 1 ve 2. ayetlerinin bir sırrı}
{Tevbe suresi 129. ayetin üç sırrı}
{En’am suresi 161. ayetin üç sırrı}
{Tevbe suresi 32. ayetin üç sırrı}
{İbrahim suresi 1. ayetin üç sırrı}
{Müzzemmil suresi 1 ve 5. ayetlerinin iki sırrı}
{Müddessir suresi 1 ve 2. ayetlerinin iki sırrı}
{Kaf suresi 1 ve 2. ayetlerinin iki sırrı}
{Kaf suresi 19 ve 20. ayetlerinin dört sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kaf, Kehf ve Kasas surelerine bakan bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kıyamet suresine bakan bir sırrı}
{Kaf suresinin 41 ve 42. ayetlerinin bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kamer suresine bakan bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Nebe suresine bakan bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kehf suresi 1. ayetine bakan bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kehf suresi 2. ayetine bakan bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kehf suresi 3. ayetine bakan bir sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin Kehf suresi 4. ayetine bakan bir sırrı}
{Zuhruf suresi 61 ve 63. ayetlerinin iki sırrı}
{Büyük Kıyamet’in Ahirzaman’a açılan 33’er senelik altı sırrı}
{Zil-Zal suresi 1. ayetin bir sırrı}
{Zil-Zal suresi 2. ayetin bir sırrı}
{Zil-Zal suresi 6. ayetin bir sırrı}
{Adiyat suresi 9. ayetin bir sırrı}
{Vakı’a suresi 4. ayetin bir sırrı}
{Vakı’a suresi 4 ve 5. ayetlerinin bir sırrı}
{Karia suresi 1-3. ayetlerinin bir sırrı}
{Karia suresi 4 ve 5. ayetlerinin bir sırrı}
{Asr suresi 1-3. ayetlerinin üç sırrı}
{“Allah her 100 senede bir Müceddid gönderiyor” Hadisinin beş sırrı}
{Kıyamet Gerçekliği’nin “Kayyum” ism-i celiline bakan bir sırrı}
{“Mehdi” isminin bir sırrı}
{“Sahibüzzaman, -Zamanın Sahibi-” isminin bir sırrı}
{“Ahirzaman Mehdi’si ” isminin bir sırrı}
{“Kıyamet Gerçekliği ”nin isminin bir sırrı}
{“Kıyamet Gerçekliği Müellif ”nin isminin bir sırrı}
{Hz. Ali’nin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin birinci sırrı}
{Hz. Ali’nin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin ikinci sırrı}
{Hz. Ali’nin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin üçüncü sırrı}
{Hz. Ali’nin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin dördüncü sırrı}
{Hz. Ali’nin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin beşinci sırrı}
{Hz. Ali’nin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin altıncı sırrı}
{Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin birinci sırrı}
{Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin ikinci sırrı}
{Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin üçüncü sırrı}
{Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin dördüncü sırrı}
{Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin beşinci sırrı}
{Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin Hz. Mehdi ile ilgili bildirdiği Altı işaretin altıncı sırrı}
{Ahirzamandaki Cemaat-i İslamiyenin durumundan haber veren mühim bir hadisin Üç gaybi işaretinden birincisinin sırrı}
{Ahirzamandaki Cemaat-i İslamiyenin durumundan haber veren mühim bir hadisin Üç gaybi işaretinden ikincisinin sırrı}
{Ahirzamandaki Cemaat-i İslamiyenin durumundan haber veren mühim bir hadisin Üç gaybi işaretinden üçüncüsünün sırrı}
{Fatiha suresinin Ahirzaman’a bakan mühim bir gaybi sırrı}
{Kıyametin Büyük Alametlerinden olan Ye’cüc ve Me’cüc meselesinin hakikatini bildiren Altı işaretin altı sırrı}
{Kıyametin Büyük Alametlerinden olan Dabbet-ül Arz meselesinin hakikatini bildiren Üç işaretin üç sırrı}
{Kıyametin Büyük Alametlerinden olan Güneşin Batıdan Doğması meselesinin hakikatini bildiren İki işaretin iki sırrı}
{Kıyamet Sürecinde yaşanacak olaylardan birisi olan Yıldızların Işığının Azalması hadisesinin hakikatini bildiren Bir işaretin bir sırrı}
{Kıyamet Sürecinde yaşanacak olaylardan birisi olan Karaların Denizlerle Kaplanması hadisesinin hakikatini bildiren İki işaretin iki sırrı}
{Kıyamet Sürecinde yaşanacak olaylardan birisi olan Denizlerin Kaynaması hadisesinin hakikatini bildiren Bir işaretin bir sırrı}
{Kıyamet Sürecinde yaşanacak olaylardan birisi olan Atmosferin Ortadan Kalkması hadisesinin hakikatini bildiren Bir işaretin bir sırrı}
{Kıyamet Sürecinde yaşanacak olaylardan birisi olan Denizlerin Kuruması hadisesinin hakikatini bildiren Bir işaretin bir sırrı}
{Sur’un Birinci kez Üfürülmesiyle birlikte Kabirlerdeki Ölmüş Ruhanilerin Yeniden Diriltilmesi hadisesinin hakikatini bildiren Bir işaretin bir sırrı}
{Sur’un İkinci kez Üfürülmesiyle birlikte Kainatın Büyük Ölçekli Kıyametinin kopması hadisesinin hakikatini bildiren Bir işaretin bir sırrı}
* * * * *
Zamanın
Sahipleri
- Owners of the Time -


* * * * *

Yazar Hakkında
“Murat UHRAYOĞLU, 17 Ağustos 1976 tarihinde İSTANBUL'da doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Daha sonra YILDIZ Teknik Üniversitesi ELEKTRONİK Mühendisliği Bölümünde ve aynı Üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsünde Yüksek Lisans öğrenimi gördü. 2000'li yıllardan bu yana, çeşitli yerli ve yabancı kaynaklardan araştırmalar yaparak İmani ve Bilimsel konularda çeşitli Makaleler ve Grafik Tasarımları (Aralarında Mevlana Hz., Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye v.b. ait çizimlerin de bulunduğu) eserleri hazırladı. Çocuklar için GALAXY isimli bir oyun tasarladı. Yazarın, Kaotik Zaman Serileri ve Yapay Sinir Ağlarıyla Borsada tahmin sistemleri üzerine uluslararası düzeyde yayınlanmış bir makalesi ve yayınlanmış iki kitabı vardır. Bunlardan ilki (KIYAMET GERÇEKLİĞİ), Kur’ân’daki İncil’deki ve diğer bazı ilmî kaynaklardaki Kıyametin büyük alametlerini içinde bulunduğumuz zamana yönelik açıklamaya ve aydınlatmaya yönelik bir çalışmadır. Kitaba ayrıca, ayrıca Günümüz Türkçesini Osmanlıca Alfabesine kodlayan bir de Osmanlıca Alfabesi konulmuştur. Kitap, bu konuyla ilgili KUR’ÂN âyetleri ve Hadislere yönelik Batınî bir tefsirdir. İkincisi ise (5-BOYUTLU RELATİVİTE& BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ), PLATON’dan günümüze kadar devam eden süreç içerisinde yapılan Fizik yasalarını birleştirme çabasına yönelik bir çalışma olup, Kur’ânın bazı semavî müteşâbih ayetlerinin tefsirine yönelik, bugüne kadar çeşitli bilim adamları tarafından yapılmış matematiksel ve fiziksel çalışmaları da içerecek şekilde, gözlemleyebildiğimiz maddi evreni matematiksel olarak açıklamaya çalışan zahirî bir tefsirdir. Kitapta Evrenin yapısını ve Karadelikleri açıklayan HİKMET (FİZİK) yasaları çeşitli teoremlerle anlatılmakta olup, yüksek bir MATEMATİK bilgisi gerektirmektedir. Her iki çalışmanın da amacı İMAN-I TAHKİKÎ’nin BATINÎ ve ZAHİRÎ kutuplarına yöneliktir. Yazar, halen çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir..”
“Ümmetimden bir taife, Kıyamete kadar hak üzerinde galip olarak gidecektir.”
Hz. Muhammed (SAV)
ÖNSÖZ
(Preface)
“Ben, kendi tarihçe-i hayatıma ilişkin bir eser hazırlamayı çok zaman düşünmüştüm fakat sonradan gördüm ki, buna lüzum kalmadı ve bu eser bir nevi Kıyamet Gerçekliği’nin ve Müellifinin kısa bir tarihçe-i hayatı hükmüne geçti. Bir nevî Kıyamet Gerçekliği’nin kerameti ve önemli bir kısım tevâfukâtı olan bu özel ve şimdilik açıklanmasını uygun görmediğim bu mahrem kısımlarda; henüz bende kesinliğine ilişkin tam bir fikir bulunmamakla birlikte günümüzde henüz ortaya çıkmaya başlayan manevi ve hakiki bir tefsirin önemine işaret edilmekle beraber, çok tartışılan Hz. Mehdi’nin gelişi ve Hz. İsa’nın ikinci gelişi gibi önemli meselelere ve diğer Kıyamet alametlerine de detaylı olarak değinilerek, belki de daha önceki hiçbir çalışmada değinilmemiş yönleriyle gerçekçi bir şekilde ele alınarak Kıyamet ve Haşir konuları tahkiki bir şekilde isbatlanmaya çalışıldığı gibi, bu küçük risale Kıyamet Gerçekliği’nin hakiki bir numunesi hükmüne geçmiştir..”

Beni Yetiştiren Kıymetli BABAANNEM’in,
Ve Bu Çalışmada Bana Manevî Destek Veren,
Kıymetli Üstâdım ABDÜLKÂDİR-İ GEYLANî’nin,
Ve O’nun Talebeleri’nin,
Ve KIYAMET ve HAŞR’i İLAN ve İSBAT eden
BÜTÜN İLİM EHLİ’nin,
… Anısına …
GİRİŞ
![]()
Ey ÜSTAD! Kur’ân-ı Hakîm’in Gaybî Müteşâbih 33 Sûresinden ve 33 Âyetİnden İstifade Ettiğim AHİR ZAMAN’a ve KIYAMET’e İlişkin 33 MESELE’yi, 33 HAKİKAT’i ve Tamamı 6666 Âyet Olan KUR’ÂN-I HAKÎM’in Üçte Birlik Bölümünü Oluşturan ve KIYÂMET’i ilân eden 2222 Âyetİ’nin Makâm-ı Cifrîsinden Çıkan 33 Sonucu; ZAMAN’ı 33 Yılda Bir Yenileyen ve Makâm-ı Cifrîsi iki adet 33 Olan ZAMANIN SAHİBİ ve SAKİNLERİ İçin; AHİR ZAMAN’a ve KIYAMET’e Açılan iki adet 33 PARÇA’dan Oluşan 66 PENCERE Halinde; CİFİR İLMİ ve GAYB LİSANIYLA İfade Edeceğim..
Kim İsterse İstifade Edebilir…
KUR’ÂN-I HAKÎM’de KIYAMET’e ve AHİR ZAMAN’a bakan pek çok âyetin cifirsel hesaplamalarını ele aldığımız, küçük bir kitapçık şeklinde fakat içeriği ve ele aldığı meseleleri gayet geniş olan bu önemli eserimizde, ahirzamanda gerçekleşecek olan pek çok önemli dini meselelerden ve kıyamet alametlerinden kısa kısa özet parçalar halinde yalnız işaret etmek suretiyle bahsedeceğiz. Detaylarına girmeyeceğiz. Elbette ki, elde edilen bu cifirsel sonuçların kaynağı olan Kur’an bahri, burada kısaca ele aldığımız ve bahsettiğimizden çok daha fazlasını içerir ve buradaki yekûn, o bahrin ve okyanusun yalnızca küçücük bir damlası belki bir katresi hükmündedir. Bununla birlikte, diğer Kıyamet Gerçekliği eserlerinin aksine, bu eserde sadece Arapça bir Kur’ân ile bir ebced hesabı tablosundan başka kaynak kullanılmayıp; elde edilen sonuçlar 33 PENCERE ve 33 HAKİKAT’ten meydana gelen toplam 66 MADDE halinde not edilmiştir. Ayrıca, Kur’ândaki bazı âyetlerde Kıyamet Gerçekliğine ve Müellifine yapılan işaretlerin bir kısmını da ele aldığımız bu eserimizde, içinde bulunduğumuz ahir zamanın önemi ve kıyamet konusu ana temayı oluşturarak, açıklamaları da verilen detaylı cifirsel hesaplamalar yardımıyla vurgulanmaya çalışıldı. Bir nevî Kıyamet Gerçekliği’nin kerameti ve önemli bir kısım tevâfukâtı olan bu özel kısımlarda, günümüzde henüz ortaya çıkmaya başlayan manevi ve hakiki bir tefsirin önemine işaret edilmekle beraber, çok tartışılan Hz. Mehdi’nin gelişi ve Hz. İsa’nın ikinci gelişi gibi önemli meselelere ve diğer kıyamet alametlerine de detaylı olarak değinilerek, belki de daha önceki hiçbir çalışmada değinilmemiş yönleriyle gerçekçi bir şekilde ele alınarak kıyamet ve haşir konuları tahkiki bir şekilde isbatlanmaya çalışılmıştır.
KIYÂMET ALÂMETLERİ ve tarihlerindeki bazı gizli sırlar zamanımızda neden bu kadar önem kazanmıştır? Ayrıca bu mesele, zamanımızda neden bu kadar önemlidir ve imtihan sırrının, kıyamet sürecinin günümüze bakan bir yönüyle ilişkisi var mıdır? Şeklinde bazı sorular gelebilir aklımıza. Bunu basit bir şekilde, şu şekildeki bir üç durumlu örnekle açıklayabiliriz:
Tarih-i Kadim’in eski zamanlarındaki imtihan özelliğinden ve medeniyetin çok fazla inkişaf etmemesinden dolayı, çoğu ehl-i tahkik bu meseleye sadece icmalen değinir, işârî manada genel yorumlar getirerek, konunun tüm medeniyete ders verecek bir tarzda altyapısı olmadığından ve tam olarak henüz kıyametin işaretlerinin büyük bir kısmı belirmediğinden dolayı detaylarına giremezdi. Çünkü kıyamet zamanı o eski dönemlere göre oldukça uzaktı ve bu kadar kısa bir bilgi o dönemin insanı için yeterli sayılıyordu. Halbuki günümüzde, bu konu hemen hemen her zaman tartışılan ve hemen her sahada etkisini gösteren ağırlıklı bir meselenin merkezini teşkil etmektedir. Dolayısıyla, günümüzde dinin hakâik-ı imâniye kısmına bakan pek çok imtihan sırrı bu mesele ekseninde yoğunlaşmıştır. Bu durumu şöyle bir üç durumlu örnekle açıklayabiliriz:
Birincisi: Birisi size, içerisinde önemli bilgilerin bulunduğu bir kutu olduğundan bahsediyor ve içerisindeki bilgi o zamanla çok alakadar olmadığı için bazı ehl-i tahkik der ki:
“Böyle bir kutunun varlığı şüphe götürmez, fakat yerini bilmemekle beraber tahmini olarak filan yerde ve zamandadır” der, sadece işaret eder.
İşte, tarih-i kadimin eski zamanlarındaki kıyamet bilgisi bu nevîdendir.
İkincisi: Birisi de size, yine önemli bilgilerin bulunduğu bir kutu olduğundan bahseder fakat içeriğindeki bilgi o zamanla çok az alakadar olduğu için, kutunun içerisindeki bazı önemli bilgileri sınırlı bir şekilde izah eder, açıklar. Onun için bazı ehl-i tahkik der ki:
“Kutudaki bilgilerin varlığı çok önemli olmakla birlikte, şu zamanla ilgisi olan bir kısmı şunlardır ve geriye kalanlar gaybî olan müteşâbihâttandır” der, detaylarına girmez.
İşte, kıyamete görece daha yakın olan tarih-i mukaddimenin hazır elinde bulunan bazı kıyamet bilgisi bu nevîdendir.
Üçüncüsü ise: Bir kısım ehl-i tahkik ise, bu kutudaki bilginin içerdiği bilgiyle ilgili olan zaman diliminin çok yaklaşması sebebiyle, kutudaki bilgilerin ait olduğu meselelerin çok yaklaşmış olduğu bir zamanda konu ile çok alakadar olduğu hatta, o zamanın hakikatinin merkezini oluşturduğu için ve bir derece en önemli tahkiki iman meselesi haline geldiği için içindeki bilgilerin tamamını size gösterir ve zaman makinesi-misal elinizdeki hazır bir bilgi birikimi gibi gösterir ki, artık içerisine girdiğimiz o kutudaki makinenin ve onun programı hükmündeki bilgi paketinin ahirzamanın gerçekleşmeye başlayan ve gözümüzün önünde cereyan etmeye başlayan kıyamet alametleri olduğunu ve açıklanmasının bir derece zorunlu olduğunu gösterir. Çünkü, eski zamanlarda kutudaki bilgiyle ilgili yakın işaretlerin pek çoğu, hatta çok eski zamanlarda hiçbirisi gerçekleşmemişti. Dolayısıyla, o eski zamanlarda iman-ı tahkiki’nin önemli bir kutbunu oluşturan kıyamet ve haşr’e iman, diğer iman esaslarından çok sonra geldiği için, iman-ı tahkikinin zahiri ve Batıni kutupları bu meseleye çok fazla bakmıyordu ve bunun için açıklanması ve isbat edilmesi çok lüzumlu olmuyordu. Bu yüzden, içerisine girdiğimiz kıyamet döneminde, özellikle son 20-30 yılda, kıyametin hadislerde bildirilen tüm küçük alametleriyle birlikte büyük alametlerinin de işaretlerinin ortaya çıkmaya başlaması nedeniyle, kıyamete yakın olan tarih-i hazır içerisinde hazır olarak bulunan bu anahtar ve şifreli bilgiler, meselelerin boyutuna göre bu bilginin elimizde hazır olarak bulunan kıyamet bilgisi ve onunla bağlantılı olan ve önemli bir kutbunu oluşturan tahkikî iman bilgisi nevîdendir.
Dolayısıyla, bu meselede eski dönemlerdeki pek çok ehl-i tahkikin sadece işaret ederek, daha gerçekleşme vakitleri gelmediği için detaylarına girmemeleri ve açıklayamamaları bu sebeptendir. İşte bu yüzdendir ki, o eski zamanlardaki ehl-i tahkik üstadları, faraza üstad Said-i Nursî ve Abdulkadir-i Geylanî gibi zatlar dahi, şu zamanda bulunsalar tahkiki imanı tahsil etmek için şu meseleye daha çok çalışacaklar, diğer bir kısım hakâik-ı imâniyeyi ise, ikinci veya üçüncü plana alacaklardı. Hatta bir hadis-i şerifte, eski zamanlara ders verilirken der ki: “Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz!” Halbuki, ahir zamandaki ehl-i tahkik için der ki: “Kıyamete hazırlanınız, onunla ve ortaya çıkmaya başlayan açık işaretleriyle korkutup uyarınız, ders alınız!” Yine aynı metodolojiyi, Kur’ân-ı Hakîm’de de görürüz.
Özellikle, büyük bir kısmını teşkil eden ve kur’ân’ın ilk 1-25 cüzlük kısmını oluşturan bölümlerinde kıyamet ve haşirden yer yer bahsedilirken; daha küçük bir hacmi kaplayan son 30-40 suresini içeren 25-30. cüzlerine baktığımızda, ağırlıklı olarak kıyamet ve ahir zamana ilişkin olaylar ile Haşir, Cennet ve Cehennem ehlinin akibetleri ve durumları gibi meselelerin detaylı olarak anlatıldığını görürüz. İşte bu da, iman-ı tahkikinin ahir zamana bakan önemli bir kutbunu oluşturur ki, ahirzamana ilişkin tasarrufu bulunan üç büyük evliyadan ikisi olan gavs-ı azâm ve imam-ı rabbanî gibi önemli zatlar, iman-ı tahkikinin bu kutbuna işaret ederek, Hz. Mehdi’nin zuhuru ve güneşin batıdan doğması gibi bazı kıyametin büyük alametlerinde o kutbun bir vechini keşfetmişlerdir.
◊ ◊ ◊
AHİR ZAMANA VE KIYAMETE 33’ER YIL ARAYLA AÇILAN 33 ADET PENCEREDİR
◊ ◊ ◊
KUR’ÂN-I HAKÎM’de, peygamberimiz dönemindeki ve ta eski zamanlardaki olaylara ve bu önemli olayların gaybî gerçekleşme tarihlerine baktığı gibi; günümüze ve hatta geleceğe de bakan bazı işârî manalar vardır. Şimdi bunlardan günümüze bakan önemli bir kısmını Kıyamet Gerçekliği bazında ele alalım ve cifirsel sonuçlarını kronolojik bir tarih sıralamasına göre sırasıyla inceleyelim:
◊ BİRİNCİ PENCERE ◊
□ BİRİNCİ MESELE: Büyük Kıyametin en büyük işareti sayılan, Hz. Mehdi’nin Zuhurunu, yani ortaya çıkışını veren tarihdir ki;
Fetih Sûresi, 28. âyetinde:

“Hak dinini Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Elçi’ sini, yol gösterme ve doğru din ile gönderen O’dur. Tanık olarak Allah yeter.”
{Fetih, 28}
cümlelerinin makam-ı cifrisi, bütün şeddeli harfler ikişer ve sondaki tenvin bir nun (50) sayılmak şartıyla, sırasıyla hicri 1426 veya miladi 2006 ve hicri 1419 veya miladi 1999 tarihlerine tam olarak tevafuk ederek, Hz. Mehdi’nin bu tarihlerde manevi mücadelesine ve çalışmalarına başlayacağına harika bir tarzda hem remzen, hem işareten ve hem de dalaleten açık bir şekilde işaret eder.
◊ İKİNCİ PENCERE ◊
□ İKİNCİ MESELE: İnsanlık tarihinde, temelleri karmaşa ve kaos teorisine dayanan, daha önce eşi görülmemiş bir inkarcı fikir sisteminin dünya üzerindeki tüm milletleri bölüp, sınıfsal olarak ayrıştırmaya ve etnisiteye bağlı demografik grup çatışmaları yoluyla toplumları ayrıştırmaya yönelik daha önce benzeri görülmemiş firavunâne ve emsalsiz bir tuğyanın başlangıcına ve yine aynı tarihte bu deccalâne fikir akımına karşı ilmi eserlerle ve metodlarla mücahedeye başlayan ve Kur’ân-ı Hakîmin İ’caz-ı Mu’cizeviyesini tüm pozitif bilimlerden yararlanarak, ahirzamana ve kıyamete yönelik olarak isbat edip, bu fikir akımına karşı bir panzehir hükmünde olan ve Kur’ân-ı Hakîmin vahy-i semavisinden nuzul eden bir eser olan bir tefsir-i hakikinin mukaddemesine ve hazırlık çalışmalarının mebde-i başlangıcına;
![]()
“Muhakkak ki insan, kendi kendisini yeterli görerek (Yani, adeta her bir nefse, cisme, moleküle veya atoma birer rububiyyet vererek ki, bu da Deccal’ın inkarcı fikir sistemini oluşturan Kaos Teorisi’nin temelini oluşturur) azmakta ve sapıtmaktadır. ”
{Alak, 6}
Ayeti,
“
”
yani “Azmış ve sapıtmış” olarak tanımlayarak
makam-ı cifrisi şeddeli lam ve nunlar ikişer sayılmak şartıyla,
hicri 1424 veya miladi 2004 yaparak bu tuğyanın
ortaya çıkış tarihine ve bu inkarcı fikir akımına karşı
Kur’ân’dan çıkan tahkiki bir tefsirin mukaddemâtının
başlangıç tarihlerine harika bir tarzda hem remzen ve hem de
işareten dalalet eder. Aynı zamanda bu tarihlerde, ilim ve fikirce
istidatsiz ve yetersiz iken, birden çok kısa bir zamanda
ilerleyerek harika bir surette o dehşetli fikirlerin ortaya çıktığı
ayn-ı zamanda 3-4 ay gibi kısa bir sürede, aralarında büyük ve
önemli birçok İslam eseriyle birlikte fen bilimlerine ve pozitif
bilimlere ait kitabın da bulunduğu yaklaşık 80-100 eseri birden
mütalaa ederek ve çoğunu aklında tutarak kıyamet gerçekliğinin
ilk makalelerini yazmaya başladığı tarihlere de denk gelir. Buna
karşılık, aynı suredeki;
![]()
“Hayır, hayır! O’na (Deccal’e) uyma; ama secde et ve yaklaş!”
{Alak, 19}
ayetiyle cevap verilerek, makam-ı cifrisi şeddeli lam iki lam (60) ve sondaki iki vakıf iki vav (12) ve ayetin en sonundaki bir kasr-ı atıf bir he (5) sayılmak şartıyla, hicri 1396 veya miladi 1976 yaparak, bu inkarcı akıma karşı eserleriyle mücadele eden Kıyamet Gerçekliği müellifinin besmele-i hayatına kuvvetli bir şekilde remzen işaret eder.
◊ ÜÇÜNCÜ PENCERE ◊
□ ÜÇÜNCÜ MESELE: Kıyametin büyük alametlerinin ne kadar süre etkisini devam ettireceğini ve bu büyük işaretlerin ne zaman son bularak kıyamet sürecinin ne zaman başlayacağını gösterir ki;

“O duman insanları kaplar, işte bu elîm bir azaptır.”
{Duhân, 11}
ayetinde bahsi geçen, ”Göğün getireceği dumanlı ve zehirli bir gaz”dan açıkça bahseden;
“
”
yani “İnsanlığı kaplar” cümlesinin makam-ı cifrisi
şeddeli nun iki nun (100) sayılmak şartıyla hicri 1512
veya miladi 2091 yaparak bu tarihte gökyüzünden gelecek
olan bu elim azabın;
“
”
yani “Bu insanlık için elim ve şiddetli bir azaptır.”
cümlesinin makam-ı cifrisi, tenvinler sayılmamak şartıyla
hicri 1560 veya miladi 2136 yaparak bu azabın ne kadar
devam edeceğini ve bu dönem içerisinde mü’minlerin bu duman
azabıyla vefat ettirilerek, kafirlerin üzerine kopacak olan büyük
kıyametin iyice yaklaştığını gösterir. Eğer sayılmayan
sondaki bir tenvin bir nun (50) olarak ilave edilirse, hicri 1610
veya miladi 2184 yaparak gökyüzünden gelen büyük bir
meteorun neden olduğu şiddetli bir çarpmanın etkisiyle
gerçekleşecek olan ikinci büyük bir duman azabıyla birlikte,
yeryüzündeki tüm canlı hayatıyla birlikte kafirlerin üzerine
kıyametin kopması tarihini verir.
Ayrıca,
“
”
yani “Bu ahir zamandır, yani zamanın sonu, kıyamettir.”
İfadesinin makam-ı cifrisi de, şeddeli ze (1) sayılmak şartıyla
hicri 1630 veya miladi 2204 yaparak; 2004 yılında
başlayan bu tuğyandan sonra dünya hayatının ancak 200 yıl kadar
devam edeceğini bildirerek, halen aklı başında olan insanlığı
gayb-aşina gözüyle 1600 sene öncesinden görerek uyarır ve
istikamete davet eder.
◊ DÖRDÜNCÜ PENCERE ◊
□ DÖRDÜNCÜ MESELE: Hud suresinin 112. ayetinde bildirilen ve Kıyamet Gerçekliği müellifinin istikamet-i hayatına dalalet eden;
![]()
Yani,
“(Sana) emrolunduğu gibi, dosdoğru ol!” ayetidir ki,
müellif bu ayet-i kerimeyi kendi hayatında önemli bir düstur
edinmiştir. Bu ifadenin makam-ı cifrisi, hicri 1403 veya
miladi 1983 yaparak, müellifin istikamet-i hayatına remzen
işaret eder. Buradaki, “
”
müellifin ismine işaret ettiği gibi, istikamet-i ilmiyesinin
başlangıcı olan tedrise ve Kur’an ilimlerinin alifbasına
besmele deyip başladığı tarihe de remzen işaret eder. Hem sonra,
müellifin soy ismi ve esas künyesi olan “
”
kelimesi Kur’an-ı Hakimde kıyamete ve yeniden dirilişe
işaret eden pek çok ayette geçtiği gibi beş yerde tekrar eden,
En’am suresi 164., İsra suresi 15., Zümer suresi 7., Necm suresi
38. ve Fatır suresi 18. ayetlerde geçen;
![]()
Yani,
“Hiçbir günahkar diğerinin günah yükünü yüklenmez!”
ifadesindeki, “
”
kelimesi müellifin soy ismine işaret ettiği gibi, bu kelimeden
önce gelen kısmın makam-ı cifrisi 1276 yaparak müellifin
kendisine ve veladet tarihine işaret eder. Eğer sondaki nun-u
tenvin, te’kidli ifade içerdiği için iki adet ikişer nun (200)
sayılsa bu kez de 1476 yaparak, hem müellifin ve hem de
eserlerinin makam-ı cifrisine tam tevafuk ederek remzen işaret
eder. Hem yine, aynı ayetin isra suresi 15. ayetindeki kısmının
ahirinde yer alan ifadede bahsedilen;
![]()
“Biz, bir Rasul (Elçi veya Müceddid) göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.”
{İsrâ, 15}
Cümlesi Hz. Peygambere işaret ettiği gibi; “Rasul” veya “Elçi” kelimesiyle ahirzamandaki “Hz. Mehdi”ye de işaret edip, bu cümlede yer alan;
![]()
ifadesinin makam-ı cifrisi, şeddeli nun iki nun (100), şeddeli zal bir zal (700) ve sondaki tenvin bir nun (50) sayılmak şartıyla miladi 2009 tarihini vererek, O’nun ayn-ı zamanına ve müceddidlik görevinin başlangıç dönemlerine işaret eder.
Hem yine, yeniden dirilme ve kıyametle ilgili olan ve Necm suresinin 47. ayetinde geçen;
![]()
“Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.”
{Necm, 47}
cümlesiyle makam-ı cifrisi, şeddeli nunlar birer nun (50) sayılmak şartıyla, hicri 1395 veya miladi 1975 tarihini vererek, yine burada isminden bahsedilen ve yeniden dirilişin, yani kıyametin habercisi olan ve 14. asırdaki kuran-ı hakimin bir hadimi olan bir şahsın dirilişinin, yani veladet tarihine yakın olan ana rahmindeki dönemin tarihine işaret ederek müellifin besmele-i hayatının başlangıcına remzen işaret eder.
◊ BEŞİNCİ PENCERE ◊
□ BEŞİNCİ MESELE: Zümer, Ahkâf ve Câsiye surelerinin başlarında yer alan;
![]()
“Ha Mim. Kitab’ın indirilmesi, güçlü ve hikmet sahibi Allah katındandır.”
{Câsiye,1-2}
ayetlerinin makam-ı cifrisi, ikişer yerde tekrar eden ve huruf-u mukattaâttan olan Ha ve mim ikişer sayılsa, hicri 1437 veya miladi 2017 yaparak, önemli bir manevi kur’an tefsirinin ortaya çıkma tarihine ve her asırda olduğu gibi, bu asırda da kur’an-ı hakim’in vahy-i semâsından süzülen ve nuzûl eden kitaplar şeklindeki o tefsirin eserlerine remzen işaret eder. Ayetin üç yerde tekrar etmesi, yani burada kitap olarak ifade edilen eserlere yapılan atfın te’kidli tekrar nevînden olması, kurânın hikmetinden faydalanılarak oluşturulan bu eserlerin önemine ve hikmet-i ilâhiyenin ahir zamana bakan vechine dikkat çekmek için yapılan kuvvetli işaretlerdir. Eğer, huruf-u mukattaâttan olan mim bir mim (40) olarak sayılsa, hicri 1397 veya miladi 1977 tarihini vererek bu eserlerin müellifinin veladet tarihine 1 farkla remzen işaret eder. Dolayısıyla, kur’ânın semasından nuzûl eden ve pozitif bilimlere ilişkin hikmetinden meydana gelen bu eserlerin vahiy veya doğrudan ilham olmayıp; ilhamla birlikte tahkik suretiyle oluşturulmuş hikmet eserleri olduğunu vurgular ki, zaten Kıyamet Gerçekliği eserlerinin tamamının içeriğinde ilahi hikmet kanunlarının kâinatı ihâta eden kurallarından ve hakikate ilişkin bürhan ve delillerden oluşan yaratılış, kıyâmet, âhiret ve hikmet-i ilâhiye kanunları manzumesinden detaylı olarak bahsedilmektedir.
◊ ALTINCI PENCERE ◊
□ ALTINCI MESELE: Tevbe suresinin 129. ayetinde yer alan;
![]()
“Eğer, İnkarcılar yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım.”
{Tevbe,129}
Ayetinin
makam-ı cifrisi şeddeli lamlar ve kef birer sayılsa, miladi
2011 tarihini vererek bu asırda gelecek olan müceddidin
görevine başlama ve rahmet-i ilâhiyeye tevekkül etme tarihini
verir. Eğer, “
َ”
“de ki” kelimesi hariç olsa ve şeddeli
lamlardan birisi iki lam (60) diğer şeddeli lam ve kef birer
sayılsa, miladi 1911 tarihini vererek bir önceki asrın
müceddidi olan Said-i Nursî’nin göreve başlama ve inayet-i
ilahiyeye istinâd ve istimdât etme tarihini verir. Eğer, “
َ”
“de ki” kelimesi hariç olmak üzere, şeddeli
lamlar birer lam (30) ve kef iki kef (40) sayılsa, miladi 1811
tarihini vererek bu kez de hicrî 12. asrın müceddidi olan Hâlid-i
Bağdadî’nin müceddidlik görevine ve manevi mücahedesine
başlama tarihine harika bir şekilde, zamanın 100’er sene
arayla açılan üç adet çekmecesinden üçer bölme halinde harika
bir tarzda haber verir.
◊ YEDİNCİ PENCERE ◊
□ YEDİNCİ MESELE: Yine benzer şekilde En’am suresinin 161. ayetinde geçen;
,![]()
“De ki: Şüphesiz rabbim beni dosdoğru bir yola iletti.”
{En’am, 161}
cümlesinin makam-ı cifrisi, şeddeli nun bir nun (50), şeddeli be iki be (4) ve sondaki tenvinler vakıf durumunda olduğu ve mensup olmadığı için (0) sayılmak şartıyla 1476 değerini vererek, 14. asrın sonundaki nazar-ı dikkati sırat-ı müstakime ve hidayete çevirecek olan bir eserin ve müellifinin makam-ı cifrisine aynen işaret ederek, 14. asrın başındaki hadim-i kur’anı 14 asır öncesinden manevi teleskop-misal dürbünleriyle göstererek, remzen ve dalaleten işaret eder.
□ SEKİZİNCİ MESELE: Tevbe suresinin 32. ayetidir ki;

“Muhakkak ki, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki, kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.”
{Tevbe, 32}
bu ayette geçen;
![]()
“Muhakkak ki Allah, ağızlarıyla söndürmek istedikleri nurunu tamamlayacaktır.”
cümlesinin makam-ı cifrisi, şeddeli lam ve mimler ikişer sayılsa, hicri 1476 veya miladi 2056 yaparak 14. asrın sonlarında nurunu, kur’an-ı hakimden gelen bir nur ile tamamlayacağına ve bu nurun kaynağı ve ilham-ı ilahînin bu asırdaki bir mazharı olan bir esere ve onun müellifine cifir değeri tam tevafuk edecek şekilde remzen ve dalaleten kuvvetli bir tarzda işaret eder. Yine aynı ayette geçen;

“Ağızlarıyla söndürmek istedikleri Allah’ın nurunu, Allah kafirler hoşlanmasalar da tamamlamaktan asla vazgeçmez.
cümlesinin makam-ı cifrisi ise, şeddeli lam ve mimler birer sayılsa miladi 2006 tarihini vererek, bu nurun tamamlanmasının ve inkarcı zihniyetin neden olduğu zulümatın dağıtılmasının Hz. Mehdi tarafından gerçekleştirileceğini ve bu tarihte manevi mücahedesine ve inkarcı fikir sisteminin neden olduğu zulümât bulutlarını kur’an-ı hakimden çıkan tahkikî bir nurla meydana getirilen eserleriyle dağıtmaya başlayacağını 1400 sene öncesinden mu’cizevî bir tarzda bildirir. Eğer, şeddeli lam ve mimler ikişer sayılsa bu kez de, miladi 2076 tarihini vererek bu nurun tamamlanma tarihine ve Kur’an-ı hakimin pozitif bilimler yoluyla tam isbatına remzen ve işareten kuvvetli bir şekilde dalalet ederek; daha önceki iki asra ve o asırlardaki islâmiyetin nurunu tamamlama tarihlerine (miladi 1956 ve 1866 tarihlerine) baktığı gibi, 14. asrın sonundaki islamiyetin umumî ve tüm dünyaya şâmil olarak nurunu tamamlamasını ve zaferini gösterir. Üstelik, aynı ayetin cifir değerini hesaplayan bir önceki asrın müceddidi olan üstad said nursî de, benzer şekilde aynı tarihi vererek, risale-i nûr’da bu ayetin tefsirini yaptığı açıklanmasına şu notu düşmüştür:
“Şeddeli "lâmlar" birer "lâm" ve şeddeli "mim" asıl kelimeden olduğundan iki "mim" sayılmak cihetiyle bin üçyüz yirmidört (1324 veya miladi 1906) ederek, Avrupa zalimleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müdhiş bir sû'-i kasd plânı yaptıkları ve ona karşı Türkiye hamiyetperverleri, hürriyeti yirmidörtte ilânıyla o plânı akîm bırakmağa çalıştıkları halde, maatteessüf altı-yedi sene sonra, harb-i umumî neticesinde yine o sû'-i kasd niyetiyle Sevr Muahedesinde Kur'anın zararına gayet ağır şeraitle kâfirane fikirlerini yine icra etmek olan plânlarını akîm bırakmak için Türk milliyetperverleri cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalıştıkları tarihi olan bin üçyüz yirmidörde, tâ otuz dörde, tâ ellidörde tam tamına tevafukla, o herc ü merc içinde Kur'anın nurunu muhafazaya çalışanlar içinde Resail-in Nur müellifi yirmidörtte (1324) ve Resail-in Nur'un mukaddematı otuzdörtte (1334) ve Resail-in Nur'un nuranî cüzleri ve fedakâr şakirdleri ellidörtte (1354) mukabeleye çalışmaları göze çarpıyor. Hattâ hakikat-ı hali bilmeyen bir kısım ehl-i siyaseti telaşa sevkettiler ve bu itfa sû'-i kasdına karşı tenvir vazifesini tam îfa ettiklerinden bu âyetin mana-yı işarîsi cihetinde bir medar-ı nazarı olduklarına kuvvetli bir emaredir. Şimdi İslâmlar içinde Nur-u Kur'ana muhalif haletlerin ekserisi, o sû'-i kasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarane muahedelerin vahîm neticeleridir. Eğer şeddeli "mim" dahi şeddeli "lâmlar" gibi bir sayılsa; o vakit bin ikiyüz seksendört (1284) eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un doksanüç (1293) muharebe-i meş'umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in Nur şakirdleri yerinde Mevlâna Hâlid'in (K.S.) şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir..”
◊ DOKUZUNCU PENCERE ◊
□ DOKUZUNCU MESELE: Yine aynı şekilde İbrahim suresinin başındaki birinci ayette geçen;

“Elif. Lâm. Râ. Bu Kur'an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip ve övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.”
{İbrahim, 1}
![]()
“İnsanları aydınlığa çıkarmak için indirdiğimiz kitaptır.”
cümlesinin
makam-ı cifrisi, şeddeli nun bir nun (50) sayılmak şartıyla,
miladi 2004 yaparak bu tarihte Kur’ân-ı Hakîmden çıkan
parlak bir nurun inkişâf etmeye başladığını ve “
”
“Kitap” kelimesiyle ifade edilen ve bu zamandaki insanları
zulümâttan çıkarmak için ortaya çıkmaya başlayan bir eserin
ve müellifinin kendi kendine nurlanarak ve parlayarak Kurân-ın
vahy-i semâsından indirilmeye başlayan parça parça kitaplar
şeklindeki eserlere remzen işaret eder. Eğer şeddeli nun iki nun
(100) sayılacak olursa, makam-ı cifrisi bu kez miladi 2053
yaparak o tarihte ortaya çıkacak olan Kurân’dan çıkan
başka bir parlak nurun bidayetine veya Hz. İsa’nın ikinci
gelişiyle O’nun getirmiş olduğu din-i isevînin hakikatine
veyahutta Kıyamet Gerçekliği’nin âhir zamandaki bir başka
fütuhât dönemine işaret eder. Hem bu ayet, o zamanki zulümâtı
dağıtacak olan zatların ise, Hz. İsa ve şakirdleri, yani
Müslüman-İsevîlerin teşkil ettiği nurlu cemaatin parlak yüzüne
baktığı gibi; aynı zamanda kıyamet ve ahir zamanın yüzüne
bakan pek çok cihetleri olmakla birlikte burada kısa kestik..
Hem bu cümlenin devamında yer alan, her asırda kur’ân’dan çıkan parlak bir nur nâzil olduğu gibi, bu asır için de takdir edilmiş bir tefsir-i hakikî ile karanlıktan aydınlığa ulaştıran bir sırat-ı müstakîme remzen işaret eden;
![]()
“Rablerinin izniyle, aydınlığa çıkarmak üzere her şeye galip ve övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana (indirdiğimiz).”
cümlesinin
makam-ı cifrisi ise, şeddeli be bir ve nun ikişer sayılmak
şartıyla, yine yukarıda bulduğumuza yakın bir tarihi, miladi
2000 tarihini vererek bu parlak nurun inkişâf etmeye başladığı
dönem olan 21. asrın başlarına baktığı gibi; şeddeli be ve
nun ikişer sayılmak şartıyla miladi 2002 tarihinde o
parlak nurun mukaddimesi ve bir müjdecisi olarak ortaya çıkan;
Kıyamet Gerçekliği eserlerinin ilk parçalarından birisi olan ve
semânın samanyolu galaksisini merkez alarak 9. kat göğe kadar
olan bir tasvirini ve gök âleminin manevî keşfini yapan Keşf-ul
Kehkeşân isimli eseri oluşturan parlak grafiğe işaret eder.
Ayrıca bu grafikte çizilen sarı parlak renkli eğri yollara, “
”
“Yollara” kelimesiyle; remzen işaret ederek, makam-ı
cifrisi 341 olarak bu karesel yolları teşkil eden ve aynen
ardı ardına gerçekleşen kıyametin alametlerini temsil ettiği
gibi; birbiri ardına eklenmiş bir zincirin halkaları şeklindeki
birbirine eklenmiş 2 adet 170’er kareye ve yekûnunun teşkil
ettiği samanyolunu gösteren bir büyük spiralle onu içerisine
alan ve grafiğin merkezinde yer alan iç içe geçmiş vaziyetteki
iki büyük daireye işaret ettiği gibi; bu dairelerin teşkil
ettiği 10’ar yıl arayla açılan iki büyük hakikate ve daire-i
irşâdına aldığı 100’er yıl arayla açılan iki büyük sırra
da, zamanın ilerisine uzanan iki dairevî hatla halka-i irşâdına
alarak remzen işaret eder.
◊ ONUNCU PENCERE ◊
□ ONUNCU MESELE: İslâm âlimlerince Hz. Mehdi’den bahsettiği bildirilen ve Müzzemmil suresinin 1. ve 5. ayetlerinde geçen;
![]()
“Ey sen! Örtüye bürünen. Evet, biz sana ağır bir söz bırakacağız.”
{Müzzemmil, 1-5}
ayetlerinin
makam-ı cifrisi, şeddeli ze, min ve nun birer; şeddeli ya ikişer
sayılmak şartıyla, hicri 1396 veya miladi 1976
tarihini vererek “
”
“Ey örtüye bürünen!” lafzıyla, Hz. Mehdi’nin veladet
tarihine ve ana rahmine düşmesinin ayn-ı tarihine tam tevafuk
ederek remzen ve dalaleten sarahât derecesinde işaret eder. Eğer
şeddeli ze ve ya ikişer, nun ve mimler birer sayılırsa hicri
1403 veya miladi 1983 tarihini vererek Kıyamet
Gerçekliğini oluşturmak için başladığı ilim tahsili hayatının
(1403-1426) ilk yılına; Eğer şeddeli mim ve ya ikişer,
nun ve ze birer sayılırsa hicri 1436 veya miladi 2016
yaparak Kıyamet Gerçekliği’nin bir kısım önemli parçalarının
ilk kez neşredilme ve tanınma dönemine (1426-1436); Eğer
şeddeli nun, ze ve ya ikişer, mim birer sayılsa bu kez de hicri
1453 veya miladi 2033 tarihini vererek Kıyamet
Gerçekliği’nin üç ayrı dönemine hem remzen ve hem de
dalaleten işaret ettiği gibi, kendi tarihçe-i hayatının bir
kısım önemli parçalarının üç ayrı dönemine de işaret eder.
Ayrıca
yine 5. ayetteki, “
”
“Ağır bir söz” lafzının makam-ı cifrisi “söz”
manasında kıyamet gerçekliğinin makam-ı cifrisine işaret ettiği
gibi; sondaki elifler sayılmamak ve tenvinler iki nun (100) sayılmak
şartıyla 976 yaparak yine aynı tarihe remzen işaret eder.
Ayrıca, en sondaki elif manayı ağırlaştırdığı için elif
yerine elfun (1000) olarak okunursa, 1976 yaparak tam tevafuk
eder.
◊ ONBİRİNCİ PENCERE ◊
□ ONBİRİNCİ MESELE: İslâm âlimlerince yine Hz. Mehdi’den bahsettiği bildirilen ve Müddessir suresinin 1. ve 2. ayetlerinde geçen;
![]()
“Ey sen! Örtüye bürünen. Kalk ve korkut, (İnsanları Yeniden diriliş, yani Kıyamet için) uyar.”
{Müddessir, 1-2}
ayetlerinin
makam-ı cifrisi, bütün şeddeli harfler birer sayılsa miladi
1974 tarihini vererek “
”
“Ey örtüye bürünen!” lafzıyla, Hz. Mehdi’nin veladet
tarihine 2 farkla tevafuk eder. Eğer şeddeli ya ve se birer, dal
ikişer sayılsa miladi 1978 yaparak yine 2 farkla tevafuk
ederek manayı iki kat kuvvetlendirip pekiştirir.
Eğer
şeddeli ya ve dal ikişer, se birer sayılsa bu kez de miladi
1988 tarihini vererek, “
”
“Kalk ve korkut, uyar!” ifadesiyle bahsedilen ve 12 yaşına
geldiği bir sırada ilmen fazla bir bilgisi olmadığı halde; yaz
mevsiminde çok kısa bir süredeki 3 aylık bir tahsilin sonunda
birden parlayarak Hikmet-i Kur’âniyeyi kendisinden yaşça ve
ilimçe çok büyük talebelere ve hocalarıyla münazaraya girip
açıkça beyan etmesi ve pozitif bilimlerle ilgili kendisine daha
ilkokuldayken yöneltilen yüzlerce soruyu doğru olarak sahih bir
şekilde cevaplandırarak, kendi yaşıtlarından çok büyüklerini
ve hocalarını ders verecek şekilde ilzam etmesi tarihine tam
tevafuk ederek, remzen ve dalaleten harika bir tarzda işaret eder.
◊ ONİKİNCİ PENCERE ◊
□ ONİKİNCİ MESELE: Kâf suresinin 1. ve 2. ayetleridir ki;
![]()
“Kâf. And olsun şanlı Kur’ân’a.”
{Kâf, 1}
1. ayette
geçen “
”
“And olsun şanlı Kur’ân’a” cümlesinin makam-ı
cifrisi 476 yaparak Kur’ândan çıkan parlak bir nur olan
Kıyamet Gerçekliği’ne remzen işaret eder. Eğer ayetin
sonundaki vurgulanmayan esre üstün olarak nun-u tenvin (1000)
sayılırsa 1476 yaparak Kıyamet Gerçekliği’nin cifir
değerine tam tevafuk eder. Yine bu ayetin arkasından gelen 2.
ayette geçen;
![]()
“Hayır, ama onlar aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar!”
{Kâf, 2}
cümlesinin makam-ı cifrisi, nun-u tenvin bir nun (50) ve düşen vav-ı atıf (6) sayılmak şartıyla hicri 1396 veya miladi 1976 yaparak; Kıyamet Gerçekliği müellifinin veladet tarihine cifir olarak tam tevafuk ederek, hicri 14. asrın başındaki “açık bir uyarıcı”nın gelmesi tarihini tam olarak vererek, Kur’ân-ı mecid’in 14. asırdaki bir hâdimini açık bir şekilde müjdeleyerek remzen işaret eder. Görüldüğü gibi, Kaf harfi Kıyamet Gerçekliği’ne ve müellifine baktığı ve işaret ettiği gibi, Kur’ân-ı hakîmde kaf harfiyle başlayan (Kıyamet, Kaf, Kadir, Kamer, Karia gibi) sureler yine Kıyamet Gerçekliğine baktığı gibi remzen veya dalaleten 14. asırdaki müellifine de bakar ve işaret eder.
◊ ONÜÇÜNCÜ PENCERE ◊
□ ONÜÇÜNCÜ MESELE: Yine Kâf suresinin 19. ve 20. ayetleridir ki;

“Ve Ölüm sarhoşluğu gerçeği getirir. İşte bu, senin kaçıp durduğun, uzak sandığın şeydir. Ve Sur’a üfürüldüğünde (Kıyamet Saati geldiğinde), işte bu o uyarının gerçek olacağı tehdit günüdür.”
{Kâf, 19-20}
19. ayette geçen;
![]()
“Ve Ölüm sarhoşluğu gerçeği getirir.”
cümlesinin
makam-ı cifrisi, hicri 1414 veya miladi 1994 tarihini
vererek, “
”
yani “Gerçek” kelimesiyle Kıyamet Gerçekliğine
işaret edip, bu tarihlerde müellifinin manevi mücahedesine ve
Kıyamet Gerçekliği’ni oluşturacak ilk ciddi ilmi çalışmalarına
ve eğitimine başlangıç tarihine remzen işaret eder. Nasıl ki,
sekerât vakti mevtin, yani küçük ölümün bir habercisi ve
işaretçisi ise; müellifin bu tarihlerdeki başlayacağı
çalışmalarının da büyük ölümün, yani büyük kıyametin bir
habercisi ve açık bir uyarıcısı olduğunu açık bir şekilde
ilân eder. Yine benzer şekilde önemli bir İslâmî düstur olan
“Ölüm Haktır” ifadesinin bu ayette geçen, “
”
yani “Ölüm Gerçekliği” şeklinde bir isim
tamlamasıyla kullanılması ve bu tamlamada geçen “
”
yani “Ölüm” kelimesinin makam-ı cifrisinin 476
yapması açık olarak “Kıyamet Gerçekliği”ne işaret
eder. Eğer kelimenin sonundaki esre üstün olarak nun-u tenvin
şeklinde 1000 olarak ilave edilirse 1476 yaparak kıyamet
gerçekliğinin cifir değerine tam tevafuk eder. Hem bazı gaybî
işaretlere ve 14. asırdaki kıyamet uyarıcısının
gelişinden bahseden Müddessir suresinde geçen 19 sayısının
mu’cizevi özelliklerinden bahseden bazı ayetlere ve Kıyamet
Gerçekliği’nin önemli parçalarının yılın belirli
aylarındaki 19. gününde yazılmaya başlanması gibi bir
kısım tevafukâta dayanılarak; Kıyamet Gerçekliği eserlerinin
isminin dahi, bu Kâf suresinin 19. ayettindeki ifadeden
alındığını göstermektedir.
Dolayısıyla
bu eserlere Kıyamet Gerçekliği isminin verilmesinin 19
nedeninden en önemli olan ilk ikisinden birisi, birincisi ve en
önemlisi bu Kâf suresinin 1. ve 19. ayetleri; diğer
ikincisi ise, Kıyamet suresinin 1. ve 19.
ayetleridir ki; bu surenin 1. ayettinde geçen, “
”
yani “Kıyamet Günü” ifadesi ile 19. ayette geçen
ve kıyamet gününe ait sürecin beyan edilmesi ve açıklanmasında
bahseden “
”
yani “O’nu açıklamak bize aittir” ifadesini
birleştirdiğimizde meydana gelen; “
”
yani “Kıyamet Gününü açıklamak bize aittir”
ifadesinin makam-ı cifrisi de, vakıf durumunda olduğu için
sondaki ha-yı atıf iki ha (10) sayılmak şartıyla, benzer şekilde
“476” değerini vererek yine kıyamet sürecini tahkiki bir
şekilde açıklayarak kur’ân-ı hakîmi 14. asra göre tefsir
eden Kıyamet Gerçekliği’ne remzen işaret eder. Ayrıca,
“Kıyamet Günü” ifadesindeki “
”
“Kıyamet” kelimesi ve bu kelimenin türevleri Kur’ân’da
“76” yerde geçer ve bu kelimenin aslı ve masdarı olan
“
”
yani “Kıyam etmek, ayağa kalkış, diriliş” kelimesinin
makam-ı cifrisi dahi, “176” yaparak Kıyamet
Gerçekliği’nin cifir değerine işaret eder. Ayrıca, yine
benzer şekilde “
”
yani “Son Gün” anlamına gelen ifade, Kur’ân’da
26 yerde ve yine “Kıyamet ve Son Gün”le ilgili
çağrışım yapan kelimelerden, “
”
kelimesi 20 yerde ve “
”
kelimesi ise, 30 yerde olmak üzere tekrar ederek ve
yekûnu “76” yaparak yine Kıyamet Gerçekliği’ne ve
Müellifine işaret eder. Yine Kâf suresinin 20. ayetinde geçen;
![]()
“Ve Sur’a üfürüldüğünde (Kıyamet Saati geldiğinde), işte bu o uyarının gerçek olacağı tehdit günüdür.”
cümlesi, Sur’un üfürülmesiyle birlikte Büyük Kıyamet’in gelmesinden bahsettiği gibi; şeddeli sad iki sad (180) sayılmak şartıyla makam-ı cifrisi, hicri 1596 veya miladi 2170 tarihini vererek, insanlık tarihinin sonuna ve bu tarihte insanlığın sonunun ve kıyametinin gelmesine remzen ve dalaleten açık bir şekilde miladi tarih vererek işaret eder.
Demek ki, Kıyametin açık uyarıcısı olan 14. asırdaki Kıyamet Gerçekliği müellifinin veladet tarihinden (1396) hicri olarak tam iki asır, yani 200 yıl sonra insanlığın büyük kıyameti kopar ki; yukarıdaki kâf suresinin 20. ayeti de açıkça bu tarihlere işaret ediyor ve gerçeğin getirmiş olduğu tehdit gününü, kıyamet gününün gelmeyeceğini iddia eden tüm muannit inkarcılara ilm-i cifir lisanıyla beyan ve idbat ediyor. Eğer şeddeli sad bir sad (90) sayılsa bu kez de hicri 1503 veya miladi 2080 tarihini vererek yine bir başka taife-i insaniye olan Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinin son dönemlerini ve kıyametini sûr-misâl gaybî tehditlerle ilan ederek remzen işaret eder.
◊ ONDÖRDÜNCÜ PENCERE ◊
□ ONDÖRDÜNCÜ MESELE: Kıyamet Gerçekliği’nin ilk harfleri;

KAF
(
)
ve KEF (
)
olduğu için, öncelikle Kur’ândaki Kaf ve Kef harfleriyle
başlayan bazı surelerdeki kıyamete bakan bazı ayetler, kıyamet
gerçekliğine ve onun müellifine de cifir olarak işaret ettiği
gibi; Kıyamet Gerçekliği isminin cifir değeri dahi 1476
yaparak kuvvetli bir şekilde işaret etmektedir. Kıyamet
Gerçekliği’nin asıl amacı ise, Kur’ânın yaklaşık üçte
birini oluşturan Kıyamete ve Haşre bakan ayetlerini tefsir etmek
olduğu için ve ondan çıkmış bir manevî tefsir-i hakikî
olduğundan dolayı, burada hesaplanan bazı cifirsel sonuçların
kıyamet gerçekliği ve onun bazı parçaları veya müellifinin
hayatına bakan bazı tarihlerle uyumlu çıkması olumsuz bir yorum
değil; tam tersine Kur’ânın İ’caz-ı hakikîsinin bu asırda
göstermiş olduğu manevî bir parıltısıdır.
Dolayısıyla, bu ayetlerden bazılarının onun ahir zamandaki tefsir-i hakikisi olan Kıyamet Gerçekliği’ne de bakması ve remzen işaret etmesi şaşılacak bir şey değil; aksine bu neviden bulunan cifirsel tarihlerin Kur’ânla tam bir tevâfuk içerisinde gitmesi, onun bu asır üzerinde göstermiş olduğu bir başka mu’cizesini, yani kâinatın yaratılışından kıyâmete kadar bildirilen her olayın ve ilmî meselenin içerisinde şifreli bir şekilde dercedilmiş olduğunun başka bir göstergesi ve gaybî boyutudur. Çünkü biliyoruz ki, daha önceki asırlarda, örneğin geçen asırdaki manevi Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur içerisindeki pek çok kısımda da (Özellikle üstad Said Nursî’nin, Sikke-i Tasdik-i Gaybî isimli eserinde) kur’andaki risale-i nura ve Celcelutiyye gibi diğer bir kısım eserlere de işaret eden pek çok ayetin bulunduğunun ortaya çıkması halihazırda bilinen bir gerçektir. Üstad Said Nursî, bunlara ait pek çok cifir hesaplamaları ve bu nevîden pek çok tevafukât bulmuştur ki, sonradan bunların birçoğunun zaman geçtikçe doğru çıktıkları anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu metod, Hz. Ali ve bir kısım evliyâullah tarafından da sıklıkla kullanılan son derece ilmî bir araştırma yöntemi olup; hakeza kur’ânı bir fal kitabına çeviren kaba bir cebirsel hesaplama olarak bakılmamalıdır ki, zaten Hz. Mehdi’nin de bu cifir ilmine oldukça vâkıf olacağı hadislerde bildirilmektedir.
İşte biz de bu metodu takip ettiğimiz bu eserimizde, ahirzamana ve kıyamet gerçekliğine ilişkin bir kısım tevafukatı detaylı olarak inceleyeceğiz. Eserlerimiz boyunca, sırası geldikçe yer yer bu hesaplamalara da yer vereceğiz ve bunun sonucunda, içerisinde bulunduğumuz zamanın kur’ânda daha önceden bildirilen pek çok gerçekle ne kadar uyuştuğunu gördükçe ona ve onu gönderene olan inancımız da o kadar artacaktır.
Örneğin, Kehf suresinin baş tarafındaki ilk dört ayetin cifir değerinin Kıyamet Gerçekliği’nin dört ana devresine; yani hazırlık, te’lif, neşr ve tanınması dönemlerine onar senelik bir farkla, harika bir tarzda işaret ettiğini ve yine aynı şekilde Kâf suresinin 1, 2, 19 ve 20. ayetlerinin de benzer kronolojik dönemlere işaret ettiğini göreceğiz. Örneğin, yine; özellikle Kâf, Kehf, Kasas, Kıyamet, Kamer, Kadir gibi yaklaşık on adet surenin kıyametten detaylı olarak bahsettiğini ve Hz. peygamberin birçok hadisinde kıyamet alametlerine ve Deccal’ın ortaya çıkışı gibi birtakım âhirzaman fitnelerine karşı bir vird olarak okunmasını istediği bazı ayetlerin de bu surelerin içerisinde yer aldığını ve âhir zamana baktığını göreceğiz.
Örneğin, bunlardan ilk üçü olan Kâf, Kehf ve Kasas surelerini incelersek; bu durumu ve geçmişten geleceğe uzanan iç içe geçmiş uzun bir hatt-ı dairevî halkaları zinciri halindeki ZAMANIN SAKİNLERİ’ni, her bir halkaya ait tabakanın kendi zamanına ve istifadesine hitabedecek şekilde ZAMANA VE ÇAĞLARA göre değişen ve herkesin kendi seviyesine göre anladığı gaybî meseleleri, geniş bir tablo halinde elimizdeki hazır bir bilgi birikimi gibi sunan ve ona göre tasvir eden bu ZAMAN TÜNELİ içerisinde seyreden ZAMANIN SAHİPLERİ’ni; ayetlerin ZAMAN MAKİNESİ misâli tasvirleriyle daha iyi müşâhede ederiz:
- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla -
“1: Kâf. Şerefli Kur'ân'a andolsun. 2: Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: «Bu şaşılacak bir şeydir.» 3: «Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)? Bu, akla uzak bir dönüştür.» 4: Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır. 5: Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler. 6: Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok. 7: Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik. 8: Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık). 9: Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. 10: Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir. 11: Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir. 12: Onlardan önce Nuh kavmi, Res halkı ve Semûd da yalanlamıştı. 13: Âd ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de (yalanladılar). 14: Eyke halkı ve Tübba' kavmi de. Bütün bunlar peygamberleri yalanladılar da tehdidim gerçekleşti! 15: İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler. 16: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız. 17: İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. 18: İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın. 19: Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir. 20: Sûr'a üfürülür; işte bu, geleceği vâdedilen gündür. 21: Herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber gelir. 22: Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir (denir). 23-26: Yanındaki arkadaşı: İşte yanımdaki hazır, der. (İki meleğe şu emir verilir:) Haydi ikiniz her inatçı kâfiri, hayra bütün gücüyle engel olanı, azgın şüpheciyi cehenneme atın; Allah ile beraber başka ilâh edineni, şiddetli azaba birlikte atın! 27: Müşrikin arkadaşı (şeytan) der ki: Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi. 28: O esnada (Allah) buyurur: Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarı göndermiştim! 29: Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim. 30: O gün cehenneme «Doldun mu?» deriz. O da «Daha var mı?» der. 31: Cennet de takvâ sahiplerine yaklaştırılır; (onlardan) uzakta olmayacaktır. 32-33: İşte size vâdedilen cennet! Ki o, Allah'a yönelen, emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahmân'dan korkan ve Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere mahsustur. 34: Oraya selâmetle girin. İşte bu, ebedî yaşamanın başladığı gündür. 35: Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda dahası da vardır. 36: Biz, onlardan önce kendilerinden daha güçlü olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri helâk etmişizdir. Kurtuluş var mı? 37: Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. 38: Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. 39: (Rasûlüm!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et. 40: Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et. 41: Seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne (kıyamet gününe) kulak ver. 42: O gün insanlar bu sesi gerçekten işiteceklerdir. İşte bu, çıkış (yeniden diriliş, haşir) günüdür. 43: Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir. 44: O gün yer yarılır, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. Bu, bize göre kolay olan bir haşirdir. 45: Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur'ân'la öğüt ver..”
{Kâf, 1-45}
- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla -
“1-4: Hamd olsun Allah'a ki, O, (insanları) kendi tarafından çetin bir azap ile ikaz etmek, iyi iş ve davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için, içinde ebedî kalacakları (cennette) güzel bir ecir bulunduğunu müjdelemek ve «Allah evlât edindi» diyenleri de uyarmak için kuluna (Muhammed'e), kendisinde hiçbir (tezat ve) eğrilik bulunmayan dosdoğru Kitab'ı indirdi. 5: Ne onların (Allah evlât edindi, diyenlerin), ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar. 6: Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin. 7: Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık. 8: (Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız. 9: (Rasûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun? 10: O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi. 11: Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.)
12: Sonra da iki guruptan hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık. 13: Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık. 14: Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: «Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz. 15: Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı? 16: (İçlerinden biri şöyle demişti:) «Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.» 17: (Rasûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın. 18: Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı. 19: Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız?» dedi. (Kimi) «Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık» dediler; (kimi de) şöyle dediler: «Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.» 20: «Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.» 21: Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehf'in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: «Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.» Onların durumuna vâkıf olanlar ise: «Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız» dediler.
22: (İnsanların kimi:) «Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir» diyecekler; yine: «Beş kişidir; altıncıları köpekleridir» diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) «Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir» derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme. 23-24: Allah'ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe) hiçbir şey için «Bunu yarın yapacağım» deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve: «Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir» de. 25: Onlar mağaralarında üç yüzyıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır. 26: De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. Onların (göklerde ve yerde olanların), O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez. 27: Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın. 28: Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme. 29: Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri! 30: İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bilmelidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz. 31: İşte onlara, alt taraflarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Onlar Adn cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler; ince ve kalın dîbâdan yeşil elbiseler giyecekler. Ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri! 32: Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik. 33: İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık. 34: Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: «Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm.» 35: (Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: «Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam.» 36: «Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum.» 37: Karşılıklı konuşan arkadaşı ona hitaben: «Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah'ı inkâr mı ettin?» 38: «Fakat O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.» 39: «Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):»
40: «Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir.» 41: «Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın.» 42: Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. «Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!» 43: Kendisine Allah'tan başka yardım edecek destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte değildi. 44: İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti veren yine O'dur. 45: Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir. 46: Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır. 47: (Düşün) o günü ki, dağları yerinden götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız. 48: Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılmışlardır: Andolsun ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vâdedilenlerin tahakkuk edeceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi? 49: Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. «Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!» Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. 50: Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir! 51: Ben onları (İblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de bizzat kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.
52: Yine o günü (düşünün ki, Allah, kâfirlere): Benim ortaklarım olduklarını ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın! buyurur. Çağırmışlardır onları; fakat kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların arasına tehlikeli bir uçurum koyduk. 53: Suçlular ateşi görür görmez, orayı boylayacaklarını iyice anladılar; ondan kurtuluş yolu da bulamadılar. 54: Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır. 55: Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten alıkoyan şey, sadece, öncekilerinin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir! 56: Biz rasulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır. 57: Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir. 58: Senin, bağışı bol olan Rabbin merhamet sahibidir; şayet yaptıkları yüzünden onları (hemen) muaheze edecek olsaydı, onlara azabı çarçabuk verirdi. Fakat kendilerine tanınmış belli bir süre vardır ki, artık bundan kaçıp kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklardır. 59: İşte şu ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik. 60: Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: «Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.» 61: Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti. 62: (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi. 63: (Genç adam:) Gördün mü! dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti. 64: Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler. 65: Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
66: Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi. 67: Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. 68: (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin? 69: Musa: İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem. 70: (O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi. 71: Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! dedi. 72: (Hızır:) Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi. 73: Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi. 74: Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın! 75: (Hızır:) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi. 76: Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın. 77: Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi. 78: (Hızır) şöyle dedi: «İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.» 79: «Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.» 80: «Erkek çocuğa gelince, onun ana babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.» 81: (Devam etti:) «Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.» 82: «Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.» 83: (Rasûlüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.